Çeviri ve Çeviribilim

0
154

Yazıcı’ya göre çevirinin mekanik bir aktarım değil de yaratıcı bir eylem olarak kabul
edilmesiyle, çeviri ikincil bir eylem olmaktan çıkarak özgün bir bilimsel incelemealanı haline gelmesini sağlamıştır Yazıcı, bu süreci özetlerken, disiplinlerarası
doğası gereği çeviri araştırmalarının öncelikle dilbilim, iktisat ve sosyoloji gibi
alanların yaklaşımlarını benimsediğini, daha sonra ise bu bilim dalların çeviri
alanında sorun ve çözümleri doğrudan tespit edemeyeceği tartışmaları ile birlikte
çeviribilimin doğduğundan bahseder. Yazıcı, bilimin adı için Holmes’ün – “Çeviri
İncelemeleri” (Translation Studies) adını koyduğuna dikkat çekerek, Holmes’ün
çeviribilim (translatology) adlandırmasına karşı çıkmasının sebebini, fizik ve
matematik gibi kesin sonuçlar üreten bilimlerden ayrı görmesi olduğunu belirtir
Stolze’nin de belirttiği üzere 1980’lerin ardından çeviri araştırmaları dilbilimin bir alt
alanı olmaktan çıkarak bağımsız bir inceleme alanı haline gelme ihtiyacı duymuştur.
Bu anlamda ilk çalışma çeviribilimin adını veren ve temel inceleme alanlarını ve
yöntemlerini çerçeveleyen Holmes’ün Kopenhag 1972 Uygulamalı Dilbilim
kongresinde sunduğu bildirisidir.
Snell – Hornby, çeviribilimin bağımsız bir disiplin olarak doğuşundan önce
çevirinin, karşılaştırmalı yazın ve dilbilim gibi alanların bir alt alanı olarak
görüldüğünü belirtir. Bu dönemdeki araştırmaları “retrospektif” olarak niteleyen
Snell – Hornby, 1970’lerin sonlarına doğru iki bağımsız grubun çalışmalarıyla doğan
“prospektif” çeviri incelemelerinde anlayışın kaynak metin yerine erek kültürde
çevirinin durumu ve işlevine yöneldiğini dile getirir. Bu iki grubu Hollanda ve İsrail
merkezli Gideon Toury ve Almanya merkezli Hans J. Vermeer’in görüşleri altında
birbirlerinden bağımsız olarak çalıştıklarını, 1980’li yıllarda dilsel özellikler yerine
kültürel bağlama odaklanan görüşleriyle birbirlerine benzeşen fikirleri temsil
ettiklerini öne sürer. Snell – Hornby’e göre 1990’lı yıllarda ise iki yeni akım
çeviribilimde ve çeviriye bakışta önemli değişiklikler yaratmıştır. Bunların biri
alanın içinden diğeri ise dışarıdan doğmuştur. Snell – Hornby’nin dışarıdan alanı
etkileyen bir olgu olarak gördüğü küreselleşme ve bilgi teknolojileri ve iletişim
alanlarında yaşanan gelişmeler, gündelik yaşamı ve dilsel etkinlik temelli ekonomik
hareketlilikleri büyük ölçüde değiştirmiştir. İkinci etki ise alanın içinden doğmuştur;

Snell – Hornby bu etkiyi görgül çalışmalarının alana yaptığı katkılar üzerinden
temellendirir. Hornby’ye göre yıllarca salt kuramsal ya da salt uygulama ile
şekillenen araştırmaların ardından “sesli düşünme protokolleri” yoluyla yazılı
çeviride ve kapsamlı ve somut vaka incelemeleri yoluyla sözlü çeviride görgül
çalışmalar önem kazanmıştır. Böylece görgül araştırmaların sonuçları üzerinden
sözlü çeviri alanında yoğun bir bilimsel etkinlik mümkün olmuştur. Hornby’ye göre
çeviribilim araştırmalarının geleceğinde artan göç ve küreselleşme ile birlikte
görüşme çevirisi gibi sözlü çeviri türleri büyük önem kazanacaktır
Yine Yazıcı ise, bir başka çalışmasında, çeviribilimin nesnesinin çeviriler, amacının
ise çevirinin toplumlar arası etkileşim bakımından erek kültürdeki işlevini
sorgulamak olarak belirler. Yazıcı’ya göre çeviribilim, kaynak ya da erek kültürün
herhangi birine tam olarak ait olmayan bir “ara kültür” ürünü olarak çevirilerin
tarihsel düzlemde, ya da andaş olarak erek kültürdeki işlevlerine, kültürlerin gelişim
ve etkileşimine ne katkı yaptığına odaklanır Yazıcı, çeviribilimde araştırmaları
iki yönlü ele alır; ürün odaklı araştırma ve süreç odaklı araştırma. Ürün odaklı
araştırma iki boyutludur, bunlardan ilki yazınsal çoğul dizge içerisinde erek kültürde
hakim olan çeviri anlayışını, normlarını ve kısıtlamalarını ortaya çıkarmaktır. Ürün
odaklı araştırmaların ikinci boyutunda ise amaç uluslar arası ilişkilerin geliştirilmesi
ve farklı ideolojik kutupların bir araya gelmesini sağlayan bir araç olarak çevirinin
yapıcı işlevini göstermektir. Süreç odaklı araştırmalarda da iki boyut gözlenir; bunlar
bilişsel ve bilimsel amaçlı araştırmalardır. Çeviribilimsel amaçlı araştırmalar işlevsel
bir yaklaşımla çeviri işleminde öncül kararların ve yönergelerin önemini vurgular.
Bilişsel amaçlı araştırmalar, çeviri sürecinde çevirmeni doğru ve tutarlı olmaya
yönlendirerek edinilen sonuçları çeviri eğitimine uygulamaktır. Böylece çevirinin
yalnızca dilsel aktarımla sınırlı kalmayan, araştırma ve çeviri yöntemlerinin de çeviri
edincinin bileşenleri olduğu vurgulanacaktır.
Çevirmenin çeviri yapmasını mümkün kılan, çeviri sürecinden geçerek, işlevsel bir
ürün ortaya koyabilmesini sağlayan bileşenlerden biri de çeviri edincidir. Çeviribilim içerisinde özellikle de çeviri eğitimi altında tartışılan çeviri edinci kavramı ise birçok
bileşenden oluşur. Akademik çeviri eğitiminin temel amaçlarından biri çevirmene
çeviri edincini kazandırmaktır Bir sonraki bölümde çeviri edinci kavramı iki
dillilik ile ilişkilendirilerek ele alınmıştır.

CEVAP VER