Çeviri ve Dilbilim

0
197

Dilbilim; kendine özgü yöntemlerle genel olarak dil, özel olarak da doğal dilleri
yapıları, işleyişleri ve süre içerisindeki değişimleri, vb. açıdan inceleyen insan
bilimidir Dilbilim, kendi gelişimine koşut biçimde nesnesi olan dilin başka
ilişkilerini de inceleyen yeni çalışma alanlarının, bilimlerin de doğmasına neden
olmuştur. Bir dil olgusu olarak da çeviriye bilimsel, gözleme dayalı bir bakış açısını
ilk getirenler yine dilbilimciler olmuştur. Fawcett da bu duruma dikkat çekerek dilin
nasıl işlediğine dair güçlü ve verimli kuramlar üreten dilbilimin, dilsel bir etkinlik
olarak tanımladığı çeviri üzerine söyleyeceklerinin olmasının kaçınılmaz olduğunu
belirtir. Fawcett’a göre bu iki alan en başından beri sorunlu bir ilişki içerisindedir,
Chomsky, Catford, Bell, Pergnier ve Lederer gibi isimlerin iki alanın birlikteliği
üzerine olumsuz görüşlerini buna dayanak olarak aktarır. Ancak Fawcett, konu
hakkında kendi fikrini belirtirken, dilbilimin çeviriye mutlaka katkıları olacağını dile
getirir ve çevirinin salt dilsel bir işlem olmamasından ötürü sınırlamaların
varlığından söz eder. Fawcett’a göre dilbilimin çeviri ile ilişkisi temelde iki yönlü
olabilir; bunlardan ilki, dilbiliminden edinilen bulguların çeviri işine uygulanması
iken, ikincisi ise yazınsal, iktisadi, ya da psikolojik bir kuram yerine dilbilimsel bir
çeviri kuramının benimsenmesidir
Çeviri üzerine gözlem yapan ilk dilbilimcilerden biri Prag Okulu’ndan
Jakobson’dur Jakobson, kullanılan göstergeler dizgesinin türüne göre çeviri
türlerini belirlemiş, dil içi, diller arası ve göstergeler arası çeviri sınıflamasını
yapmıştır. Jakobson aynı zamanda çevrilemezdik tartışmasına da her bilişsel sürecin
her dilde ifade edilebileceğini belirterek karşı çıkmıştır.
Snell-Hornby ise “metin türü ve çeviriyle bağıntılı ölçütler” (text type and relevant
criteria for translation) olarak adlandırdığı tablosunda yatay düzlemde çeşitli konu
alanlarını belirlerken dikey düzlemde giderek özelleşen düzeyler belirler, burada ön
gördüğü ölçütler ise dilbilimle çeviribilimin disiplinler arası çalışmalar yapmasını
gerektirir türdendir Snell – Hornby’nin anılan tablosu ve kısaca açıklaması
aşağıda verilmiştir.

Yukarıdaki bu tablo Munday’e göre yatay düzlemde soldan sağa açık bir ayrım
olmaksızın okunmalıdır. Dikey düzlemde ise en genel olandan A en özel olana
doğru F katmanlı bir yapı bulunmaktadır. A düzeyinde “yazınsal”, “genel” ve
“özel” çeviri türleri, geleneksel ayrımın aksine tek bir sürekliliğin bileşenleri olarak
yer alır. B düzeyinde ise temel metin türleri yer alırken, C düzeyinde dilbilim
dışında çeviriyle bağdaşık diğer disiplinler yer alır, D düzeyi çeviri sürecini ele
alırken, E düzeyi dilbilimin çeviri ile ilintili alanlarına yer verir. Son düzey olan F
düzeyinde ise sesbilimsel özellikler dikkate alınmıştır.
Stolze’ye göre dillerin ortaklıklarını inceleyen “Evrensellik Kuramı”195 ve “Üretici
Dönüşümsel Dilbilgisi”196çeviri kuramını hareketlendirmiştir, her dilin soyut ya da
somut olguları betimlemek konusunda yeterliliklerinin ortak olduğu fikrinden
hareketle dilbilimde ilkesel olarak çevrilebilirlik görülmektedir. Stolze, dilbilimdeki
her şeyin her dilde ifadesinin mümkün olduğu şeklindeki görüşün her metnin
herhangi bir biçimde çevrilebileceği çıkarımını sağladığını belirtir.
Ergun’a göre çeviribilim dilbilim ilişkisi üzerinde durulması gereken nokta,
çeviribilim/dilbilim etkileşiminin ya da söz konusu disiplinlerin karşılıklı fayda
sağlamalarının, çeviriye dilbilimsel yaklaşım getirmekle aynı şey olmadığıdır. Ergun,
dile ilişkin olgulara değinmekle, dilbilimsel kazanım ya da örnekçelerden
yararlanmanın ayrı tutulması gerektiğini belirtir. Çeviribilim ile dilbilim arasındaki
etkileşimin doğal nedeni, çeviri olgusunun dilleri içermesidir.
Yazıcı’ya göre çeviride dilsel sorunlar, eşdeğerlik, kayma, girişim, kayıp/kazanç vb
sorunları içerir ve dilbilimsel yaklaşımları doğurur. Dilbilimsel yaklaşımlar yalnızca
dilsel sorunların değil, dil kullanımına ilişkin sorunların da belirlenerek
çözümlenmesine katkı sağlar. Yazıcı’ya göre, betimleyici çeviribilim
araştırmalarında inceleme gerecinin dil olduğu varsayımıyla çeviri sorunlarını

Bu kurama göre dillerin temelinde yatan temel mantık ortaktır ve buradan hareketle, tüm dillerin
ortak atası olasılığı, tüm toplumlarda dilin aynı işleve sahip oluşu ve dile ve dil edinimine dair bilişsel
süreçlerin tüm insanlarda eşit biyolojik donanıma dayanması gibi konuları irdeler.
dilbilimsel yaklaşımla ele almanın en azından küçük ölçekte işlevsel olduğu inkar
edilemez
Son olarak Hönig’e göre, çeviri eğitimi sırasında dilbilimsel temellere ilişkin bilgi
veren bir giriş yapılması gerekliliği yadsınamamakla birlikte, öğrenciye bu temellerin
dayandığı kuram ve modellerin sunulması sırasında bunların çeviri çalışmasıyla
ilişkisini kaybetmemesini sağlamak gerekmektedir

CEVAP VER