Çeviri ve Filoloji

0
187

Çevirinin dil ile ilişkisi çeviri uğraşının dil düzleminde gerçekleşiyor oluşundan
kaynaklanmaktadır. Çevirinin filoloji ile ilişkisi ise, filolojinin incelediği yazınsal
metinlerin, aynı zamanda çeviri ürünü de olabilmesinden doğar. Bunun da ötesinde
çeviri incelemeleri uzunca bir dönem yazınsal metinler üzerinden gerçekleşmiştir.
Gümüşoğlu’na göre filoloji, dil ile ilgilenen dilbilimden farklı olarak yazınla

ilgilenen bilimdir, deneysel çalışma yapamaz. Çeviri ise başlı başına ne dildir ne de
yazındır. Çeviri araştırmalarında hem dilbilimde olduğu üzere dilsel kurallar hem de
yazın kuramlarından hareketle dilin güzel sanat yönü de bulunmaktadır. Çeviride
kaynak ve erek dil olmak üzere iki dil konu edinilirken, filoloji, yalnızca bir dili ve o
dildeki yazınsal eserleri dikkate alır
Elbette ki alanların birbirine değdiği noktalar yadsınamaz, çünkü çeviri araştırmaları
her şeyden önce disiplinlerarası bir yapıya sahiptir. Even – Zohar’ın yazın
çevirilerine olan eleştirel bakışından hareketle erek kültürün sosyal kültürel değerleri
ön plana aldığı “çoğuldizge kuramı” the polysystem theory) buna örnektir
Stolze’nin aktardığı üzere bu yaklaşımda yazın, bir kültürün içerisinde yer alan ve
türlerin, yaklaşımların, akımların vs. okurun eğilimlerine göre birbirleriyle mücadele
içerisinde olduğu bir çoğuldizge (polysytem) olarak nitelendirilir.
Yazıcı’ya göre filoloji içerisinde yer alan, metin türleri, metin türlerinin biçemsel
özellikleri, bu metinlerin ait oldukları dönemlerin yazın geleneğinden etkilenmeleri
gibi bilgiler, erek kültür içerisinde ne şekilde bir çeviri stratejisi geliştireceği
konusunda çevirmene yol gösterici olabilir. Yazıcı, Nord’un filolojik çevirilerin erek
kültür içerisinde kaynak kültüre ait bir belge niteliği taşıdığı şeklindeki görüşünü
aktarırken, bu işleve, çevirilerin erek kültüre yeni yazın sanatı, türü ya da biçemi
tanıştırması işlevini de ekler. Yazıcı’ya göre yazınsal çevirinin bir amacı da erek
kültüre yenilik getirmektir
Delabastita ise olumsuz bir tespit yapmaktadır. Delabastita’ya göre çeviribilim
içerisinde yazınsal çeviri imtiyazlı bir alan olarak görülürken, Yazınbilim literary
studies içerisinde çevirinin görmezlikten gelinen bir alan olması bir paradoks
oluşturmaktadır. Delabastita bu paradoksun toplumsal prestijden kaynaklandığını
öne sürer, ona göre yazınbilim, çeviribilim olmaksızın da yeterince güçlüdür.
Delabastita, “yazınbilime dair en önemli kuram, model ve kavramları içerdiğini öne
süren” yazınbilim derlemelerinde çevirinin önemine dair herhangi bir farkındalık ya
da onaylama bulunmadığını dile getirir. Delabastita’ya göre bu, yazınbilimin çeviriyi
ister kuramsal bir kavram, ister metinsel bir işlem, ister tarihsel bir gerçeklik olarak
hiçbir biçimde benimsediğinin kanıtıdır. Dahası, Delabastita anılan derlemelerde
çeviribilimin önde gelen çağdaş araştırmacılarına dair dipnot bile bulunmadığını öne
sürer. Delabastita, bu geniş ölçekli ihmalin sorumlusu olarak çevirmenleri gösterir.
Göze batmamaya çalışan pek çok yazın çevirmeninin erek kültürün baskın dilsel,
estetik ve ideolojik normlarına teslim olduklarına dikkat çeken Delabastita,
Venuti’ye gönderme yaparak bu durumun çevirmenleri “görünmez” (invisible)206
kıldığını belirtir ve Yazınbilim araştırmacılarının çevirinin kültüre katkısını gözden
kaçırmasını buna bağlar

CEVAP VER