Çevirinin Tanımı

0
145

Çeviri, tarihsel olarak farklı biçimlerde kavramlaştırıldığı gibi, güncel tanımlamalar
da olguya bakışa göre ayrışabilmektedir. Türk Dil Kurumu Büyük Türkçe Sözlük
“çeviri” girdisinde156 ilk olarak “bir dilden başka bir dile aktarma, çevirme tercüme”
şeklinde çeviri bir süreç şeklinde tanımlanırken, “Bir dilden başka bir dile çevrilmiş
yazı veya kitap, tercüme” biçimindeki ikinci tanım olguyu ürün olarak
nitelemektedir. Vardar ise Saussure’ün dil çevrimi modelinden yola çıkarak ve
sadece diller arası ile sınırlayarak çeviriyi “değişik diller kullanan Konuşmacılar (ya
da Göndericiler ve Dinleyiciler ya da Alıcılar arasında sözlü ya da yazılı bildiriler
aracılığıyla ‘bilgi’ aktarımı sağlayan etkinlik” şeklinde tanımlayarak dilin iletişim
işlevini, farklı dillere taşıyan bir süreç olarak niteler Berk ise Çeviribilim
Terimcesi “çeviri” girdisinde bu kavramı “hem ürün hem de süreç” olarak nitelerken
“sadece yazılı değil sözlü alanı da kapsadığını” söyler ve tanımını “iki ayrı dil ve
kültür arasında, … uluslar arası iletişimi sağlayan bir uzmanlık alanı” şeklinde
özetler Bu iki tanım da yazılı çeviriyi sözlü çeviriden ayırmaktadır. Stolze,
asırlardır çevirmenlerce gerçekleştirilen çeviri işinin, “aktarım”, “yeniden oluşturma”
ya da “iletişim biçimi” gibi farklı biçimlerde nitelendirilmiş olması, çeviriye dair tek
tip bir bakış açısı olmadığının mutlak göstergesi olduğunu belirtir ve bunun ardından,
yazılı ve sözlü çeviri arasında ayrım yapar.
Tarihi kayıtlar yazının icadıyla başlasa da, farklı diller konuşan insan topluluklarının
tarih öncesi dönemlerden beri etkileşim içerisinde olduğunu öne sürmek mantık
sınırları içerisindedir. Eruz’a göre “çeviri etkinliği evrenin en eski uğraşlarından
biridir.” Lederer ise sözlü çeviride “dil değil, dil dışı bilgilerin değişikliğe uğrattığı
bir dil olgusu olan konuşma söylem çevrilir” ifadesi ile sözlü çeviriyi anlık bir
iletişim durumunda mevcut bağlam içerisinde gerçekleşen bir etkinlik olarak
tanımlar. Yazılı çeviri ise ancak dilin görsel göstergelere aktarıldığı yazının
icadından sonra mümkün olmuştur. Yazılı çeviri, bilginin aktarılıp yaygınlaşması ve
kültürler arası iletişim ve etkileşim için kanal ve zemin hazırlayan bir uğraştır. Yazılı
çeviri; edebiyat yazın çevirisi, edebiyat dışı metinlerin çevirisi ve görsel – işitsel
metinlerin çevirisi gibi alt başlıklara toplanabilir.
Sözlü çeviri ise genellikle gerçek zamanlı bir uğraştır ve çevrilecek olan konuşma
ediminin çeviri edimi ile arasındaki zaman ilişkisine göre andaş ve ardıl olarak
ayrılabilir. Tahir – Gürçağlar, sözlü ve yazılı çeviri türleri arasındaki farkları
sıralarken zaman sözlü çeviri anlık gerçekleşirken yazılı çeviride yorumlama
yapmak için daha çok zaman vardır , mekân yazılı çeviri herhangi bir ortamda
gerçekleştirilebilirken sözlü çeviri iletişimin gerekli olduğu yerde gerçekleşir , araç
yazılı çeviri sırasında sözlü çeviriye kıyasla daha kapsamlı yardımcı araçlar
kullanılabilir , ürün sözlü çevirinin ürünü anlık ve bağlama göre değerlendirilen
sözlü bir metindir, yazılı çeviri ise sabittir ve tekrar değerlendirmeye açıktır , beceri
ve bilişsel süreçler yazılı çeviri edimi ile sözlü çeviri edimi farklı edinçleri
gerektirir, sözlü çeviri daha yoğun fiziksel çaba içerir , toplumsal yönler sözlü
çevirinin ekonomik getirisi ve toplumsal prestiji yazılı çeviriye göre daha fazladır
başlıklarını ele alır.
çalışmalar ile çeşitli kısıtlamalar ile çeviri olgusunu ele alan “kısmi” kuramsal
çalışmalar olarak ikiye ayrılmaktadır. Salt çeviribilimin ikinci alanı ise betimleyici
çalışmalardır. Betimleyici çalışmalar birbirinden tam bağımsız olmamak kaydıyla
çeviri olgusunu ürün, süreç ve işlev üzerinden betimler Ürün odaklı betimleyici
çalışmalar, var olan çevirileri inceler. Bu inceleme türünde tek bir kaynak metin –
erek metin çifti ele alınabileceği gibi, aynı KM’nin birden çok EM ile hatta birden
çok ED içinde karşılaştırmalı incelemeleri de gerçekleştirilebilir. Küçük ölçekli
çalışmalar, belirli bir dönem ya da metin/söylem türü çatısı altında birleştirilerek
büyük ölçekli betimleyici çalışmalar hazırlamak da mümkündür. İşlev odaklı
betimleyici çalışmalarda, çeviriler erek kültürde kazandıkları işlev açısından ele
alınır. Bu çalışma alanı metinlerden çok bağlama odaklanmaktadır. Metinlerin ne
zaman nerede çevrildikleri ve yarattıkları etkiler inceleme konusu olabilir. Süreç
odaklı betimleyici çalışmalar ise çevirinin psikolojik boyutunu odağına almaktadır.
Çevirmenin zihninde çeviri işi sırasında olup bitenleri sesli betimle protokolleri ve
benzeri süreçlerle ortaya koyarak betimlemeyi hedefler
Holmes – Toury haritasından hareketle çeviribilimin betimleyici alanının çeviri
olgusunu üç yönüyle ele alması, bu çalışmada çeviri olgusunun bu üç görünümüyle
betimlenmesine dayanak sağlamaktadır Buradan yola çıkarak çeviribilimin
ilgilendiği biçimde çeviri olgusu ele alındığında, betimleyici alan içerisinde ayrıldığı
üzere ürün, süreç ve işlev odaklı olarak ele alınabilir Çeviri bu üç görünümüyle
ele alındığında, çeviri ürünü üzerinden yapılacak çalışmalar hem çevirmenin
zihninde ya da gerçek dünyada bir eylem olarak gerçekleşen çeviri işine dair
süreçlere, hem de ortaya konulan ürünün sosyo – kültürel dizge içerisinde yer aldığı
konum ve edindiği işleve ışık tutabilir. Stolze’nin Holmes’den aktardığı üzere çeviri
süreci kuramı, bir metnin çevrilmesi durumunda neler gerçekleştiğine dair
incelemelerde bulunurken, çeviri ürünü kuramı çevrilmiş olan metni metin olarak
karakterize eden unsurlara ilişkin kuramdır, çeviri işlevi kuramı ise çevirinin erek
kültürde nasıl bir etki bıraktığıyla ilgilenir. Bir süreç olarak başlayan çeviri bir
ürün yaratır ve bu ürün alımlandığı toplumda bir işlev kazanır; çevirinin bu üç
görünümü aşağıda betimlenmiştir.

Paylaş
Önceki İçerikDil Edinci ve Edim
Sonraki İçerikÇeviri ve Dil

CEVAP VER