İkinci Dil Ediminin Dil Kullanımı Boyutu

0
315

Gümüşoğlu’na göre iki dilli dil ediniminin dil kullanımı boyutunda zaman yine
önemli bir etken olmakla birlikte, temeldeki etken dil kullanımıdır. Bireyler, değişen
bağlamlarda etkileşim içerisinde kendilerini ifade etmek için dili kullanırlar:
“Edimde edinç” (competence in performance) bağlamında bireyler iki dili de üretken
biçimde kullanılır. Her iki dildeki dil kullanımı olabildiğince etkin ve aynı düzeyde
olduğunda akıcı iki dillilik her iki dilin de ana dil gibi kullanılması durumu ortaya
çıkar. Kremnitz ve Braun’un “iki dilde de aynı düzeyde ve kusursuz biçimde
ustalaşılmış olması” tanımını, Bloomfield’teki gibi iki dilliliğin azami düzeyde
tanımlanması olarak gören Gümüşoğlu, bu olgunun “dengeli iki dillilik” balanced
bilingualism olarak anıldığını söylerken, Halliday ve McIntosh/Stevens’ta bu
olgunun “Ambilingualism” şeklinde kavramlaştırıldığını da ekler
Baker ve Jones ise “dengeli iki dilli” (balanced bilingual) bireylerde dil edincinin her
iki dilde de yaşına uygun düzeyde olduğunu öne sürerken diller arasındaki
baskınlığın kullanıldıkları bağlama göre farklılık gösterebileceğini belirtirler.
Bu düzlemdeki bir başka olgunun da Harmers ve Blanc’da bahsedildiğini aktaran
Gümüşoğlu “göreceli edinç” relative competence olarak anılan bu durumda bireyin
ikinci bir dil öğrendiğini ancak dillerinden birinin diğerine baskın olduğunu,
literatürde iki dilliğin bu türüne “baskın iki dillilik” dominant bilingualism) olarak
anıldığını belirtir. Göçmenlerin dil edinçlerini bu olguya örnek olarak gösteren
Gümüşoğlu, günlük hayatlarında ikinci dile yoğun olarak ihtiyaç duyan göçmenlerin
etkin olan bu dillerinin, birinci dillerini arka planda bırakarak daha edilgen bir role
ittiğini belirtir. Çeşitli etkenlerden ötürü iki dillilerin dillerini her zaman aynı ölçüde
kullanamamasından kaynaklanan bu duruma “dengesiz iki dillilik” unbalanced
bilingualism denir. Gümüşoğlu, Kremnitz’in bu olguyu “bakışımsız iki dillilik”
(asymmetrical bilingulism olarak tanımladığını aktarır ve Avrupa’daki Türk
göçmenlerin durumunu örnek gösterir. Gümüşoğlu’nun aktardığına göre Romaine
“edilgen” passive ya da “alıcı” receptive) iki dilliliği dengesiz iki dillilik ve yarı
dillilik (Semilinguality arasına yerleştirirken, her iki dilde hayatın bütün alanlarında
(domain aynı derecede ve eşit seviyede kullanım durumu olarak niteler. Baker ve
Jones’a göre ise her iki dildeki yeterliliği de yarım olan iki dilli bireyler “çifte
yarıdilli” double semilingual olarak anılır bu durumun sorumlusu ise birey değil,
yaşadığı çevredir ekonomik durum, eğitim, sosyal çevre vb
Bireyin her iki dildeki dil becerilerinde eksiklik olması durumu, “yarıdillilik”
(semilinguality olgusunun özellikle Cummins tarafından yoğun olarak çalışıldığını
aktaran Gümüşoğlu’na göre Harmers ve Blanc’in iki dilliliğin sosyo-kültürel durumu
ile ilgili bir boyutu dikkate alan “çıkarmalı” substractive) iki dillilik kavramı da aynı
sınıfta değerlendirilebilir. Bu durumda, toplumsal etkiler sebebiyle birinci ya da
ikinci dil, değer yitimine uğrar bu da ikinci dil kullanımını olumsuz yönde etkiler.
Gümüşoğlu’na göre “katılımlı” Additive) iki dillilik söz konusu olduğunda ise ikinci
dilin saygınlığı birinci dil kadar yüksektir ve her iki dil aynı anda öğrenilir ve eşit
olarak değerlendirilir. Katılımlı iki dillilikte bireylerin bilişsel ve kimlik gelişiminde
olumlu etkiler gözlenir.
Dil kullanımı düzleminde Gümüşoğlu’nun ele aldığı son ayrım Kremnitz’in
psikolinguistik bakış açısıyla getirdiği “araçsal” instrumental ve “bütüncül”
(intergrative) iki dillilik kavramlarıdır. Integrative iki dililikte bireyler toplumsal
yaşama uyum sağlamak amacıyla ikinci dillerini kullanırlar. Dil becerileri yerine dil
edimi öne çıkarken, bireylerin iç çatışmaları edimle aşılır. “araçsal” Instrumental)
iki dillilikte ise uygulama önemlidir ve iletişimin pragmatik/edimsel ihtiyaçları ön
plandadır

Gümüşoğlu’nun modelinde iki dilli dil ediniminin ikinci boyutu olan “dil kullanımı”
düzleminde Fromkin v.d.’in çocuklarda iki dilli dil gelişimine dair söyledikleri de
sıralanabilir. Fromkin v.d.’e göre bu konuda iki temel hipotez mevcuttur. Bunlar
“tümleşik dizge (unitary system) hipotezi” ile “ayrışık dizge (seperate system)
hipotezi” olarak sıralanır. Tümleşik dizge hipotezine göre iki dilli çocuklar ilk etapta
tek sözcük bilgisi ve dilbilgisi geliştirirler, iki dil aynı merkezde yer alır. İki dilli
çocukların yaşadığı code-switching ve diğer girişimlerin (interference) buna
bağlandığını belirten Fromkin v.d., bu hipotezin çok güçlü kanıtlarla
desteklenemediğini belirtir. Ayrışık dizge hipotezinde ise çocuk her bir dil için ayrı
sözcük bilgisi ve dilbilgisi geliştirir: İşaret dili ile konuşma dilini aynı anda öğrenen
çocuklar dâhil olmak üzere iki dilli çocuklar üzerinde yapılan araştırmaların da bu
hipotezi desteklediğini söyleyen Fromkin v.d.’e göre iki dilli çocukların dil
karıştırmaları kafa karışıklığından değil, aynı anda işleyen iki dilbilgisine sahip
olmalarından kaynaklanır.
Beardsmore’a göre iki dillilik hangi çerçevede ele alınırsa alınsın, analiz yoluyla iki
dillilik derecesinin ölçülebilmesi için görecelik kavramının göz önünde
bulundurulması gerekmektedir.
Grosjean ise iki dillilik üzerine yapılan çalışmalarda tek dilli ya da parçalı iki dillik
görüşü the monolingual or fractional view of bilingualism) hâkim olduğunu öne
sürer ve bu yaklaşımda iki dillilerin iki bağımsız dil edinçleri olduğunu, bu nedenle
de iki dilli bireyin bir bedende iki tek dilli olarak görüldüğünü söyler. Bu durumun,
iki dilli bireylerin dillerindeki akıcılık ya da denge üzerinden tanımlanması ve
değerlendirilmesi, iki dilli bireylerin dil becerilerinin neredeyse her zaman tek dilli
standartlara göre ele alınması, iki dilliliğin etkilerinin detaylı olarak incelenmesi iki
dilliliğin istisna olarak görülmesi , iki dillilerin dillerinin özerk olarak görülmesi
sonucu dil ilişkisinin kazara ve istisna olarak görülmesi, iki dillilik çalışmalarının
büyük kısmının iki dillinin bireysel ve ayrı dilleri üzerine yapılması ve iki dillilerin
dil edinçlerini yetersiz bulması gibi sonuçlar doğurduğunu iddia eder. Grosjean, bu
olumsuzlukları aşmak üzere iki dilli ya da bütüncül iki dillilik görüşü bilingual or
wholistic view of bilingualism) olarak adlandırdığı yaklaşımı öne sürer. Bu görüşe
göre iki dilli birey, iki ayrı tek dillinin toplamı değil, kendine has özel bir dilsel
düzen sahibidir. İki ayrı dilin birlikte varlığı, farklı ama tam bir dil dizgesi
yaratmıştır. İki dilli birey, dillerini ihtiyaçlarına göre farklı durumlarda
kullanacağından iki dilinin eşit olması ya da iki dilinde de tam akıcı olması nadiren
gerçekleşir. Grosjean’a göre iki dillinin iletişimsel edinci tek dili üzerinden
değerlendirilemez, ancak gündelik hayatındaki toplam dil repertuvarıyla
çalışılmalıdır.
Beardsmore’a göre ise iki dilliliğin ölçülmesinde, dili konuşan bireyin içinde
yaşadığı toplumda dillerini nasıl kullandığı konusundaki akıl yürütme, “işlevsel iki
dillilik” fikrini ortaya çıkarır. Minimalist ve maksimalist olmak üzere iki ucu
bulunan bu kavramın ilk ucunda ikinci bir dilde belli bir iş için uygun sınırlı sözlük
ve yapı bilgisiyle o işi tamamlayabilen bireyler varken, maksimalist uçta ise birey
ikili bir dil ortamında verilen bütün işleri gerektiği gibi yerine getirebilmektedir –
burada dili konuşan birey girişim (interference) ve aktarım (transfer) özellikleri
göstererek tek dilli bireyden farklı edimde bulunsa bile bunların dili konuşan ve
dinleyici arasındaki iletişimi sekteye uğratmaması şartıyla işlevsel iki dilli
sayılabilir.

CEVAP VER